"Siyasi bir rejimin düşmanları, mezkur rejimin tekâmül ettiğini kolay kolay teslim etmezler, bütün olarak mahkûm eder, tarihten çıkarıp atarlar, rejim bir perde arasıdır. Halbuki makinanın içinde bilhassa yüksek kademelerde rol almış olan kimseler için durum bambaşkadır. Herhangi bir kültürü değerlendirirken kendi menfaatlerimizi bir yana itemiyoruz. Objektif hüküm yok."
"Hakikat o kadar çirkin mi? Neden süprüntü kutularından tedarik ettiğiniz paçavralarla sarıp sarmalıyorsunuz? Yalan daima asil değil ki? Donmuş ruhunuz. Ne ümidin sıcaklığı, ne sevginin alevi, Sibirya'da vahalar yaratabilir. Derinlere inmeyen bir tecessüs; kumları avuçları ile iten, toprağın bağrındaki coşkun sulara inmeyen çölde artezyen fışkırtamayan, fışkırtmak istemeyen ürkek, mecalsiz, hasta bir tecessüs. Kurumuş bir deve dikenine benziyor ruhunuz, rüzgârların sürüklediği bir deve dikeni... Yapraklarınız dağılmış, çiçekleriniz dökülmüş, meyveniz yok. Bir ağaç iskeleti ruhunuz. Bulmaktan korkarak arıyorsunuz."
"Çağımızın endişeleri arasında, hadiselere takılıp kalan pozitivizmle, bâtıl inançlara sürükleyen mistisizm seslerini yükseltmede. Aklın ışığı her zamankinden daha zayıf ve titrek, insanlığın yolunu aydınlatacağa çok benzemiyor. Gönüllerinde bu kutsal ışığın pırıldadığını hissedenler bir araya gelmeli."
"Çobansız rahat edemeyen kaz sürüsü. Vatikan veya Kremlin. Kendi yaptığı puta tapsa iyi, putu yapmaktan da aciz o. İki ayak üzerinde dikleştiğine pişman, secdeye kapanıyor, sürünmek, dört ayaklaşmak istiyor. Ya köpek gibi çizme yalamak, ya yılan gibi ısırmak. Zavallı kalabalık! İnsanlık hep o mağara adamı, hunhar, habis, yılışık ve sarsak. Mussolini'yi bacağından asanlar yıllarca t...larını yalayanlardır. Kamçını unuttuğun gün canavar boğazına sıçrayacaktır, hep tekmeleyeceksin bu kaz sürüsünü, yalanla doyuracaksın, sofra artıklarını domuzlara atacaksın. O hakaretle zilletle doyurur kendini, tasalanma. Her diktatör bir vahşi hayvan mürebbisi ama kendisi de hayvanların en vahşisi. Çoban kazdan daha az sevimli."
"Kolektif bir psikopati bahis konusu. Çağımızda fazla kalabalık ve totaliter temayüllü bütün insan topluluklarını tehdit eden bir felâket bu. Fert böyle bir topluluğun kucağında nefsini koruma insiyâkını kaybederek selameti başkalarında arıyor. Herhangi bir 'izm' uğruna feda ediyor hürriyetini. Eski tanrıların yerini ideolojiler aldı, hepsi birbirinin kafiyesi olan ideolojiler. İnsan, sosyal lehine, reeli kaybetti gözden, her şeyi devletten bekliyor. Psikolojik mânâda bir kişi değil artık, esaretinin bile farkında değil. Grup, farkında olmadan en korkunç gaddarlıkları irtikap edebilir. Almanya'nın katastrofu hepimizin. Hiroşima'ya atılan bomba insanlığın vicdanında 'crématoire' fırınlarından veya Auschwitz'in gaz odalarından daha az akisler uyandırıyor. Neden? Almanya'da tutuşan ateş her yanda görünen bazı psişik sebeplerin neticesi. Zaten ilk işaret Almanya'dan gelmiyor. Atom enerjisinin parçalanışı insanın eline radikal bir kendi kendini tahrip vasıtası verdi. Çare? Fert olarak bu kolektif psikozdan kurtulma cehti. Ama bu sadece dile kolay. Yine bütün ümitler kültürde. Toplulukların kaderini değiştiremeyiz diye kendi üzerimizdeki kontrolü gevşetmemeliyiz."
"1914 savaşında şehir dolusu aydın kaybettik. O savaşı yedek subaylar yaptı. Yedek subaylar yani entelijansiya. Sonra Sevr ve Lozan... Mustafa Kemal 150 aydını mektepten talebe kovar gibi sınır dışı etti. Zaten memlekette düşünen adam sayısı da aşağı yukarı o kadardı. Sonra sol cenaha döndü, onları da, kırkayak tepeler gibi, ezdi. Cavit Bey'i astı. Sonra filozof istiyoruz. Kuzum ne filozofu? Demokrasi kahramanı İnönü beş hocayı kürsüsü ile beraber uçurdu. Tan matbaası sosyalist lider Tiritoğlu'nun himmeti ve hürriyetperver üniversite gençliğinin kuvvet ve kudreti sayesinde yerle bir edildi. Zekeriya radikal sosyalist bile değildi, demokrat ve oportünistti. Müttefekkir bir ip cambazı değildir. Bir İttihat ve Terakki fedaisi değildir. Voltaireler, Rousseaular bütün bir burjuvazi tarafından destekleniyorlardı. Rousseau'ya Fransa'yı terk etmesini Zaptiye Nâzırı bizzat gelip haber veriyordu."
"Bu adam beni tanımaz, sevmez, beğenmez. Değer hükümlerimiz taban tabana zıt. El sıkışmamıza ne lüzum var? Ne hatıralarımızda iştirak var, ne rüyalarımızda. Pamuk ipliğinden biraz daha sağlam tek bağ: Düşünce birliği. O da rüzgârın her ân tehdit ettiği bir kandil. Düşünce birliği düşünen insanlar arasında olur. İnsanların kaçta kaçı düşünür? Düşünenlerin kaçta kaçı karşılaşır ve açılır birbirine? Burası Doğu. Ahırdan boşanan her azgın eşeğin vaktinizi, eserinizi, gururunuzu çiğnemek için palansız geldiği ülke. Bu adam bana ne verdi? Hiç. Ne verecek? Hiç. İnsanlığa mirası? Hiç. Ama istediği zaman vaktimi gasp edebilir, neşemi gasp edebilir. Müdafaasızım."
"İnsanı cemiyet yaratır. Hangi cemiyet? İnsan cemiyetle tam bir uyuşma halinde olduğu zaman tarihi yoktur. Doğar, yaşar, ölür. Tarihi yaratan, fertle kalabalık arasındaki anlaşmazlık, yani dram daima bir çelişmenin eseri. Fertle cemiyet kaynaştığı zaman terakki yoktur. Beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürü vardır sadece, 'on' vardır. Cemiyet kendine benzemeyen bir çocuk doğurduğu zaman onu beşiğinde boğmaya kalkar. Boğarsa mesele yok. Boğmazsa ya diz çöken bir isyankâr, bir Baudelaire, bir Rimbaud, bir Breton çıkar, ya cemiyete diz çöktüren bir cebbar gelir, Sezar, Napolyon, Hitler. Cemiyet çok defa gübre. Zambakla o ufunet arasında karabet kurabilir miyiz? Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır. Zira o yarınki veya dünkü veya ötelerdeki bir cemiyetin çocuğu, kendi cemiyetinin değil. Marx, avukat Marx'ın oğlu olmaktan çok, Saint-Simon'un, Rousseau'nun, Hegel'in çocuğu."
"Vaktinden evvel doğan çocuğu pamuklara sararlar; sanatçı da eserinin hayatiyetinden şüphe ettiği için sıcak bir hayranlıkla sarıp sarmalamak ister onu. Yaşayan, yaşayacak olan bir eser halkettiğine inanan kimse metihleri ne yapsın? Şöhret vız gelir ona. Vız gelir, çünkü tanrısal bir mutluluk duymaktadır. Demek her alanda hayatın gayesi: Yaratış. İnsanın kendi kendini yaratması, kendini aşan bir varlık yaratması dünyadaki zenginliklere her ân bir yenisini katması..."
"Cinnet, illetle netice arasındaki muvazenesizlik. İlletle netice arasındaki münasebetin önceden tayin edilmiş şekilleri var mı? Var. Tepkileriniz ortalama insanınkine uyacak. Ortalama insan kim? Elbise giymiş goril, köse ve çaçeron. Tepkileriniz ancak kendi iz'an ve irfan seviyenizde bir hemcinsinizinkilerle büyük farklar gösteriyorsa kantarın topu kaçmıştır."
"Yine bir kâbustan çıkmış gibiyim. Ruh dünyamda ani iklim değişiklikleri oluyor. Eşya hüviyetini değiştiriyor. Çevrem Sibiryalaşıyor birden. Bu tünele girişleri yalnız karaciğere bağlamak kabil mi? Sebeple netice arasında münasebet yok. Her günkü hayatımı yaşarken değişiveriyorum. Belki haklıyım, belki bu şartlara Zaloğlu Rüstem'in granit vücudu dayanamaz. Ama bu iniş çıkışlar niçin? Bir gün önce hoş karşıladığım cevaplar bir gün sonra beni çılgına döndürebiliyor. Yine bir buhran geçirdim. Geçirdim mi?"
"Tecrübe, tecrübe... Bayağılığa alışmak ve bayağılaşmak. Saint-Just tecrübesiz olduğu için bir Tanrı kadar ulu. İsa tecrübesiz. Tecrübe, harem ağalarının silâhı. Büyüklerin koltuk değneğine ihtiyacı yok."
"Bu uçsuz bucaksız domuz ahırını hangi Herakles temizleyecek? Biz kapımızın önünü süpürelim. İnsanı sümüklüböcekten ayıran yiğitlik. Yalnız karnını doyurmak, yalnız soyunu devam ettirmek için değil, gerçek insan daha güzel bir dünya yaratmak için, kendini aşmak için, gözyaşlarını dindirmek için yiğittir. Hürriyetler armut gibi kucağımıza düşmez."
"Yuvarlanmamak için bir dikene tutunmak. Ve unutmak asıl acıyı. Uçurumu unutmaya çalışmak. Şuurun kendini koruması bu. Hep başkalarında yaşamak, başkalarının yarınını, bugününü, dününü kendine dert etmek. Diş ağrısını geçirmek için tabanını dağlamak. Zindanının penceresinden geçen trenlerin davetini duymak. Ve zindanının dışındakilere, hadi binin trene diye haykırmak. Olanla yetineceksin. Goril yıldızları merak etmese 'ptekantropus erektus' hil'atını giyemezdi. Amip olanla yetinir. İnsan fetihtir, isyandır. Goril başını kaldırdığı için insan oldu. Dört ayaklıyı kainatın efendisi yapan bu dikiliş. Hazır oyuncaktan hoşlanmaz bu çocuk. Cinlerini de, Tanrılarını da kendisi yaratır. Kâh bir masal denizinde süzülen bir yelkendir, kâh..."
"Kimse keyfi ile sürüden ayrılmaz. İnsan gorille göbek bağını ilmi bir tecrübe yapmak için kesip atmadı. Mecbur kalınca dünyanı yaratıyorsun. Dünyanı, yani kabuğunu, kafatasını veya mağaranı."
"Eğer pek yakınlarındaysan, birbirleriyle çekiştiklerini görürsün. Bakarsın kimi şu partiden, kimi bu partiden. Ama hele biraz uzaklaş, bir tepeye çık, tozu dumana katan bu süvarilerin topu birden sana bir tek toz bulutu, aynı toz bulutu halinde ayân olacaktır."
"Taklit kanunları kitle kanunlarının dışında değil. Yani aydınlatılması imkânsız olmayan sebeplerden geri kalmış ülkelerde harikulāde zekâlar, beklenmedik yerden fışkıran harikulade bir bitki misali boy atabiliyorlar. Ama kaderleri hep aynı: Silinip gitmek. Beşir Fuat intihar ediyor. Cezmi Ertuğrul intihar ediyor. Ali Namık kokaine veriyor kendini. Nazım'ı cemiyet tasfiye ediyor. Bu adamların bedbahtlıkları Türk oluşlarından. Reelle ideal değil, rasyonel arasına atacakları köprü yok. Muhammed'i, Haticetül Kübra'nın imanı yarattı. 'Absurde'e, yalnızlığa, başkalığa tahammül, çelik bir uzviyet, elmastan bir yürek işi..."
Bir Cevap Yazın